Ekonomik Haklar

İnsanın doğuştan vazgeçilemez, devredilmez, hiçbir gerekçe ile özüne dokunulmaz temel hakları; hayatını devam ettirme, inanma ve inancını yaşama, aklını kullanma (Düşünme ve düşündüğünü ifade edebilme), neslini devam edebilme, mal ve servet edinme haklarıdır.

Mal ve servet edinebilmek için çalışması yani mal ve hizmet üretebilmesi gerekmektedir. İşte bu hakkı ekonomik hak başlığı altında irdelemiş olacağız. Ekonomik haklar, siyasi haklar gibi, devletin güvencesi altındadır.
Ekonomik hak; genel olarak üretmek, ürettiğine sahip olmak, mübadele ve tüketmek gibi konularla ilgili haklardır. Huzurlu bir hayatın devamı için insan tükettiği kadar üretime de katılması gerekmektedir.

İnsan hayatındaki üretim ve tüketimin dengelenmesi iktisat ilmi ‘’Ekonomi’’ açıklar. Ekonomik hayat, toplumsal hayatın en önemli parçasıdır. Çünkü toplumsal hayatın siyasi ve hukuki yönleri, ekonomik hayatın içinde bulunduğu duruma göre şekillenir. Bunun için ferdin ekonomik hayatta, mutlak özgürlüğe sahip olması gereklidir.
İslam dini helal olan (üretiminde tüketiminde canlılara zararlı olmayan) bir maddenin üretimini ve tüketimini serbest bırakmıştır.
Her insan yaşadığı ülkede iş kurup üretim yapma hakkına sahip olduğu için herhangi bir zorlukla karşılaşmadan işyeri açabilmelidir. Devlet işyeri açıp üretim yapacaklara gerektiğinde yardımcı olacak imkanlar ve düzenlemeler hazırlar.
Mal üretimi veya hizmet üretimi konusunda Allah şöyle buyurur: ‘’İnsanın kendi çalışmasından başkası kendine ait değildir.’’ (Necm Suresi 53/39) Çalışıp Mal ve hizmet üretme konusunda cinsiyet ayrımı yapılmaz.
Çalışanların emekleri mutlaka korunmalıdır. Çalışma hayatı kişinin emeğinin karşılığını alması için, ahlaki ilkelerin ışığında oluşturulan yasaların teminatı altına alınmalıdır. Kur’an-ı Kerim ve peygamberimiz hadislerinde emeğin karşılığının zamanında ve ederi kadar verilmesi gerektiği önemle belirtilmiştir.
İslam dini üretimi teşvik etmenin yanında israf etmemek kaydıyla kişinin servet edinme ve özel mülkiyet hakkını da tanımıştır. Herkesin meşru olarak üretip kazandığı mallarını meşru şekilde harcama hakkına sahiptir. ‘’Yiyin, için fakat israf etmeyiniz. Muhakkak ki Allah israf edenleri sevmez’’ ( A’raf Suresi 31/7) ‘’…Saçıp savurma’’(İsra Suresi 17/27) ‘’Eli sıkı olma,(Cimri olma)….’’ (İsra Suresi 17/29) İfadeleri ile israf da cimrilik de meşru görülmemiş hatta yasaklanmıştır.
Gerek insanların gerek devletlerin etkilerinin olabilmesi için güçlü olmaları gerekir. Bu güç insanın ve ülkenin ihtiyaçlarını karşılamada kendi kendine yeterli olabilmesi ile ilgilidir. Bu da ülke insanlarının gerek hizmet, gerek mal üretimine katılmalarını gerekli kılar.
Bugün yaşadığımız dünyada güçlü ülkeler insanının katma değer ürettiği ülkelerdir.
Güç eğer adalet ile birleşirse huzur ve barış ortamı egemen olur. Çünkü adaleti güç tesis eder. Adaleti olmayan güç zulüm üretir. Gücü olmayan adalet acizdir, bir anlam ifade etmez.
İslam dininde bazı ibadetler mal ile yapılan ibadetlerdir. Hacca gidebilmek, zekat ve sadaka verebilmek, infak edebilmek için ekonomik olarak varlıklı, güçlü olmak gerekir. Bu güce adaleti ve infak etmeyi (Allah için ihtiyaç sahiplerine vermeyi) ekler. İslam dini müntesiplerinden güçlü olmalarını ister. Ekonomik olarak güçlü olmayan ülke siyasi ve sosyal olarak da güçlü olmayacak, dolayısıyla zayıf kalacaktır.

Gerek birey gerek devlet açısından etkisi ve sözü dinlenir olabilmek için öncelikle ekonomik olarak güçlü olmak gerek. Ekonomik güç siyasi gücü de getirecektir. Bunun içinde çalışmak üretmek esastır. Devlet de vatandaşının üretime katılmasını teşvik etmeli desteklemelidir. Vatandaşın da çalışarak, mal ve hizmet üreterek dinine, devletine en önemli görevini yerine getirmiş olacaktır. Hiç şüphesiz güçlü olan ile zayıf olan eşit değildir.

Tuncay Oruç